GİRİŞ
Hegel’e göre tarihin bir amacı vardır. Tarih, belirli bir ereğe doğru ilerleyen bir süreçtir. Ancak bu erek nasıl belirlenir ve hangi ölçütlere göre ortaya çıkar? Hegel felsefesinde bu hedef “erek” kavramı ile ifade edilir. Hegel’in tarih felsefesi, tek tek bireylerin değil, bütün insanlığın tarihsel gelişimini konu edinir. Bununla birlikte Hegel’in tikeli tamamen reddettiği söylenemez. Çünkü kimi zaman insanlık ereğinin başlangıç noktası bir birey, yani tikel olan olabilir. Bir bireyin ortaya koyduğu erek, eğer bir toplum tarafından benimsenirse artık yalnızca bireye ait olmaktan çıkar ve toplumsal bir nitelik kazanır.
Bunu basit bir örnekle açıklamak mümkündür. Bir apartman dairesinde yaşayan bir bireyin belirlediği bir ereği ele alalım. Bu erek, evde yaşayan diğer bireyler tarafından benimsendiğinde artık yalnızca o bireyin değil, o evin ortak ereği haline gelir. Aynı şekilde bu erek apartmandaki diğer bireyler tarafından da kabul edilirse apartmanın ereği olur. Apartmanın bir siteye ait olduğu düşünüldüğünde ise bu erek giderek genişleyerek sitenin, semtin ve nihayetinde toplumun ereği haline dönüşebilir. Böylece Hegel’in ilgilendiği nihai erek ortaya çıkar.
İlerleyen bölümlerde bu ereğin nasıl oluştuğu ve insanların bu erek etrafında nasıl bir araya geldiği incelenecektir.
İnsanlık tarihine baktığımızda karşımıza çıkan şey nedir? Dünya tarihi, insanların yapıp etmelerinin bütünüdür. Tarihi meydana getiren, insanların eylemleri ve bu eylemlerin sonuçlarıdır. Bu nedenle dünya tarihine bakmak, aslında insan eylemlerinin sonuçlarını incelemek anlamına gelir. İnsanların yapıp etmeleri, insanlığın ereğine ulaşma yolunda atılmış adımlar olarak görülebilir. İnsanlık hâlâ bu yol üzerinde ilerlemekte ve kendi ereğine ulaşma çabasını sürdürmektedir.
Tarihte önemli olan yalnızca eylemler değil, bu eylemlerin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Bu sonuçların anlaşılması ve sonraki kuşaklara aktarılması ise dil ve kavramlar aracılığıyla gerçekleşir. İnsanlar kavramlar sayesinde geçmişlerini anlamlandırabilir ve geleceklerini buna göre şekillendirebilirler. Böylelikle insan, geçmişi değerlendirir, şimdide yaşar ve geleceğini planlar. Geleceğe yönelik bu planlama, insanın ereğine ulaşma çabasının bir ifadesidir.
Kavramlar, insanların tarihsel deneyimleri sonucunda oluşur ve gelecek nesillere aktarılır. Örneğin insanlık tarihi büyük ölçüde özgürlük mücadelesinin tarihidir. Özgürlük kavramı da bu mücadelelerin sonucunda ortaya çıkmış tarihsel bir kavramdır. Bu kavram üzerinde düşünürken, insanların özgürlük uğruna yaşadığı tarihsel olayları da göz önünde bulundururuz. Bu bağlamda Spartacus gibi figürler özgürlük kavramının tarihsel temsilcileri olarak görülebilir. Felsefi olmayan bir tarih anlayışı Spartacus hakkında yalnızca olayları anlatan bir bilgi sunabilir. Ancak felsefi tarih anlayışı Spartacus’un insanlık tarihine kazandırdığı kavramı inceleyecek ve bu kavramı insanlık tarihinin bir parçası olarak değerlendirecektir.
Bu noktada bir sistem ortaya çıkar. Felsefi tarih incelemesi, tarihte ortaya çıkan kavramları analiz eder ve bu kavramlar toplumların bilinç yapısını anlamamıza yardımcı olur. Bir kavram incelendiğinde, o toplumun düşünce yapısı, tarihsel gelişimi ve sosyokültürel özellikleri hakkında bilgi edinilebilir. Kavramlar aracılığıyla bilinç kavranır ve bu bilinç günümüzde yaşayan insanlığa aktarılır. Böylece insanlık, geçmiş deneyimlerinden öğrenerek kendi ereğine doğru ilerlemeye devam eder.
Tarih insanlık için var olduğundan, tarihin ontolojik koşulu da insanla bağlantılıdır. Tarihi anlayan ve anlamlandıran varlık insandır. Bu nedenle tarih, insanın kendi deneyimlerini kavramlar aracılığıyla anlamlandırmasının bir süreci olarak görülebilir. Bu açıdan tarih, en genel anlamıyla kavramların açılımı olarak değerlendirilebilir.
Bu bölümde felsefi tarih anlayışına genel bir giriş yapılmıştır. Amaç, genel bir çerçeve çizmek ve incelemenin asıl konusu olan gerçekleşme araçlarının bu çerçeve içindeki konumunu ortaya koymaktır.
GERÇEKLEŞME ARAÇLARI
Tin’in kendini gerçekleştirebilmesi için bir araca ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç Tin’in kendi yapısından kaynaklanır. Tin, dünya tarihinde doğrudan ve dolaysız biçimde ortaya çıkmaz; kendisini dolaylı biçimde, belirli araçlar aracılığıyla gerçekleştirir. Böylece dünya tarihinin etkin bir unsuru haline gelir.
Bu araç nedir? Tin somut dünyada nasıl görünür hale gelir?
Dünya tarihine bakıldığında tarihin insan eylemleri aracılığıyla oluştuğu görülür. İnsanların yapıp etmeleri ve bunları kavramlar aracılığıyla anlamlandırmaları tarihsel süreci meydana getirir. Tin soyut bir varlık olduğu için kendisini doğrudan somut dünyada ortaya koyamaz. Bu nedenle kendisini gerçekleştirebilmek için somut bir araca ihtiyaç duyar. Bu araç ise insandır. Dünya tarihinde eylemde bulunan varlık insan olduğu için, insan Tin’in gerçekleşmesinin aracı haline gelir.
Tin soyut bir yapıya sahiptir ve kendisini gerçekleştirebilmek için etkinliğe ihtiyaç duyar. İnsan eylemleri aracılığıyla tarih sahnesine çıkar ve bu sayede somutluk kazanır.
Tin ile araç arasındaki bağ ise tutku, istenç ve arzu aracılığıyla kurulur. Tin, insanın tutkuları ve arzuları üzerinden kendisini tarih içinde gerçekleştirir.
Hegel’e göre insan tutku varlığıdır. Tutku, insanı harekete geçiren temel güçlerden biridir. İnsan tutkuları sayesinde bütün ilgilerini ve amaçlarını bir kenara bırakabilir ve belirli bir hedefin peşinden gidebilir. Bu durumda insan bütün enerjisini belirli bir amaç doğrultusunda yoğunlaştırır. Tutku başlangıçta belirli bir ereğe sahip olmayabilir; daha çok saf bir isteme enerjisi olarak ortaya çıkar (Hegel 1955/1991:89).
Dünya tarihinde ortaya çıkan kavramların ve eylemlerin arkasında da çoğu zaman bu tutku, istenç ve arzular yer alır. İnsanlar bu güçler aracılığıyla belirli ereklere yönelirler. Hegel’e göre dünya tarihinde gerçekleşen eylemler temelde bu güçlerden kaynaklanır (Hegel 1955/1991:83).
Hegel gerçekleşme araçlarını incelerken devlet kavramına da önemli bir yer verir. Çünkü devlet, birey ile toplum arasındaki ilişkinin somutlaştığı yapıdır. Burada önemli olan nokta, tikel istençlerin nasıl olup da genel bir niteliğe kavuştuğudur. Bireysel istençler bireyde ortaya çıksa da, dünya tarihi öznel istenç ile genel olanın birleşmesinden oluşan bir yapı ortaya çıkarır. Bu yapı devlettir.
Devlet ile birey arasındaki ilişki tarih açısından büyük önem taşır. Bu ilişkinin kurulabilmesi için birey ile devlet arasında ortak bir erek anlayışı oluşması gerekir. Bu ortaklık çeşitli örgütlenmeler ve kurumsal yapılar aracılığıyla sağlanır. Böylece devlet tarih sahnesinde kendine yer bulur ve güçlü bir yapıya kavuşur (Hegel 1955/1991:90).
Bireyin değeri, içinde bulunduğu halkın ereğine uygun hareket etmesiyle bağlantılıdır. Dünya tarihinde bireyler tek tek değil, halklar ve devletler görünür hale gelir. Tarih, bireylerin değil, toplulukların ve onların eylemlerinin izlerini taşır. Bireyler kendi eylemleri aracılığıyla topluluğun bir parçası haline gelir ve bu süreçte kültür ortaya çıkar.
Kültür, bireylerin yaşam biçimlerini, değerlerini ve doğru kabul ettikleri kavramları yansıtır. Ancak Hegel’e göre bu kültür genele tam anlamıyla karşılık gelmez. Çünkü insanların oluşturduğu kuralların ve değerlerin ötesinde daha yüksek bir ilke vardır: Tin.
Tin, ussal olanı kavrayabilen bireyler aracılığıyla kendisini gerçekleştirir. Bu bireyler çoğu zaman liderler veya tarihsel figürler olarak ortaya çıkar. Onlar daha yüksek bir amacın peşinden gider ve dünya tarihinde önemli bir rol oynarlar.
Hegel bu durumu açıklamak için Tarihte Akıl eserinde bir örnek verir. Bir birey öç almak amacıyla bir başkasının evini yakmak ister. Bu eylemin başlangıç noktası bireyin kişisel isteğidir. Ancak ateş yakıldıktan sonra olaylar bireyin kontrolünden çıkar ve yangın başka evlere de sıçrayabilir. Bu örnek, bireysel eylemlerin beklenmedik sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Birey yalnızca kendi isteğini gerçekleştirdiğini düşünse de ortaya çıkan sonuçlar daha geniş bir tarihsel sürecin parçası haline gelir.
Hegel bu durumu usun hilesi olarak adlandırır. İnsanlar kendi tutkularının peşinden giderken, aslında farkında olmadan Tin’in ereğine hizmet ederler.
Tin dünya tarihinde örtük bir biçimde bulunur. Dünya tarihinin amacı ise Tin’i açığa çıkarmaktır. Tin insan tutkularında, eylemlerinde ve tarihsel olayların içinde potansiyel olarak bulunur. Tarihsel süreç Tin’in bilince kavuşmasının sürecidir.
Tin tarih sahnesinde kendisini her insan aracılığıyla gerçekleştirmez. Bunun yerine belirli tarihsel figürleri araç olarak kullanır. Spartacus, Sezar veya başka liderler bu anlamda Tin’in araçları olarak görülebilir. Hegel bu durumu “usun hilesi” kavramı ile açıklar. İnsanların kişisel tutkuları tarihsel sürecin gerçek belirleyicisi değildir; önemli olan bu tutkuların Tin’in amacına nasıl hizmet ettiğidir.
Örneğin Sezar’ın kişisel hırslarının kendisi için önemi olabilir, ancak tarihsel açıdan önemli olan Roma’nın cumhuriyetten imparatorluğa geçişidir. Bu süreçte Sezar, Tin’in gerçekleşmesinin aracı haline gelmiştir (Copleston 2010:70).
Tin açısından iyi ve kötü ayrımı belirleyici değildir. İnsan eylemlerini iyi veya kötü olarak değerlendiren insanın kendisidir. Tin için önemli olan tarihsel sürecin ilerlemesidir.
Dünya tarihi bu anlamda Tin’in kendisini gerçekleştirdiği bir sahne olarak görülebilir. İnsanlar bu sahnede eylemde bulunan varlıklar olarak Tin’in araçları haline gelirler. Tutkular ve istençler aracılığıyla Tin kendisini tarih içinde gerçekleştirir ve insanlık bu süreçte kendi ereğine doğru ilerler.
SONUÇ
Tin dünya tarihine egemen olan temel ilkedir. Dünya tarihi ise ussal bir süreç olarak Tin’in kendini gerçekleştirmesinin alanıdır. Bu süreçte Tin kendisini devletler aracılığıyla somutlaştırır. Devletlerin ortaya çıkışında ise bireylerin eylemleri belirleyici rol oynar.
Bireysel istençler tarihsel sürecin başlangıç noktasını oluşturur; ancak tarihsel süreç bu bireysel istençleri aşarak genel bir niteliğe kavuşur. Bu noktada bazı bireyler diğerlerinden ayrılarak tarih sahnesinde önemli roller üstlenirler. Hegel bu bireyleri dünya tarihinin büyük adamları olarak adlandırır. Bu kişiler ussal olanı kavrayarak kendi ereklerini genelin ereğiyle birleştirirler.
Bu süreçte kahramanlar ile toplum arasındaki ilişki önem kazanır. Toplum bireyleri çoğu zaman bu kahramanların arkasından gider ve onların ortaya koyduğu ereği benimserler. Böylece Tin tarih sahnesinde kendisini somut biçimde ortaya koyar.
Kahramanlar çoğu zaman kendi tutkularının peşinden gittiklerini düşünürler. Ancak onların eylemleri tarihsel süreç içinde Tin’in ereğine hizmet eder. Bu nedenle dünya tarihi, Tin ile insan eylemleri arasındaki ilişkinin ortaya çıktığı bir alan olarak değerlendirilebilir.
Hegel bu durumu şu sözlerle ifade eder:
“Karşıtların arasındaki savaşa katılan, tehlikeye atılan, genel ide değildir: o saldırıya uğramadan, zarar görmeden arka planda kalır, yıpransınlar diye özel tutkuları cepheye yollar. Tutkuları kendi amacı için kullanmasına usun hilesi denilebilir...” (Hegel, 1991:108).
KAYNAKÇA
SOYKAN, Ö. (1999). HEGEL SİSTEMİNDE TARİH FELSEFESİ Betimleyici-Eleştirel Bir Giriş. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 40 (1), 271-289.
Hegel, G.W.F. (1991). Tarihte Akıl. (Çev. Ö. Sözer). İstanbul: Kabalcı Yayınevi (Özgün çalışma 1955).
Copleston, (2010). Copleston Felsefe Tarihi – Hegel. (Çev. A. Yardımlı). İstanbul: İdea Yayınevi.